hanımların dikkatine!
koltuğun kadife kumaşına sırnaş kaptırmış gidiyorum, adeta bir pölonya cümhuriyeti vatandaşıyım. reklamlarına kadar pür dikkat izliyorum bu ecnebi kanalı uydudan(bkz.tvpuls), adeta yabancı memleketteyim lan -gülmeyin- lakin bildiğin gurbetçi kıvamındayım -çocukken uyumak için kurduğum hayaller gibi krakow'daymışım gibi yapıyorum- . !ki ..!ki o sesi duyana kadar!; overlok makinesi ayağınıza geldi. halı, kilim, yolluk, paspas kenarına, halıfleks kenarına overlok yapılır, hemen teslim edilir. . ...yanaklarımı içe doğru vakum yapıp-bıraktım, koltuğun yaslangaç kısmına döndüm uyudum.
okulda defterime sırama ağaçlara
vodafone 3g reklamında fona ayar veren kemanın ey özgürlük demesi de çok acayip bir hadisedir. (bak yigen; ben geldiğimde buralar kavaklıktı hep, sonradan çıktı bu binalar.)
en eski meslek
telefon marifetiyle sigorta don/gömleği giydirilmeye çalışılan hanımablanın " -benim eşim dostum çok, başıma bi'şey gelse hastahane faturası zaten ödenir" demesi üzerine saf ve safkan agent'ın; "ama yenge!; bu memleketin her karışında geçerli bak sadece sizin maallede diil" demesi akabinde "benim ki de heryerde geçerli sen dert etme" demesi de çok acayipti çok; böyle bi hoş oldu içim.
genç aypodlar rahatsız
sınıfta, şeffaf ve rengarenk, içindeki beyaz borumsu zımbırtısı görünen ve kopya çekmek için de kullanılan atlas kalemleri marifetiyle, radyodan çektiğimiz kasetleri geri sarıp sarıp gürül gürül bir heyecanla; bak ulan bak ne dinleticem çok acayip cümlesini kurduran şarkıların cefakar çalgıcısı sony volkmenini hatırlamayanlar! sizi hadi yine iyisin tayfuna havale ediyorum. bu nesil çocukken de ezikti. yeni yeni asfaltlanan sokaklarında, üzerinde futbolcu resimleri olan toto kartlarıyla oynadığımız oyunlarda kaybetmeye mahkumlardı hep. ben bunu bilirim bu söylerim derdi cem karaca.
ufo gören masum kör v2.0
perşembe günü ankarada hacettepe üniversitesinin devyarasa kampusunde gökyüzüne dikkatli dikkatli bakar iken, gündüz gözü uçan pırpırlı uçağın hemen ardında bıraktığı şeyin paraşütle uçan bir turkiye cümhuriyeti yurttaşı olduğunu tam düşünücekken ve hatta kendimi inandırmış ve hanıma bak ulan bak adam nası uçuyo paraşüt o, atladı adam demin ne güzel süzülüyo demeden; hanımın: ulan ay o hilal şeklinde görünüyo sadece demesi kişisel optik tarihime kara bir leke olarak daha işlendi veyahut ben artık yaşlandım. (erikvandaniken'e not: gerçekten yaşandı bunlar ihtiyar veya based on a true story)
evlerinin önü boyalı direk
bugün annemin kolbastıya ikidebir külbastı demesi mecidiyeköydeki öykü börek'i herdefasında öykü berk olarak okumamı bir nebze olsun açıklıyor.
bir de casper vardı
alkışlarlayaşıyorum'a sadri alışık selamı çakarak cümleme girmeliyim ki; kemik asansör içinden çıkan biri gürbüzce-sempatik biri tıknaz ve yakışıklı iki delikanlı yine kemik üretim bandının üstünde önce desenli donlara kadar soyulup sonra giyindirilir, boyunlarına fotoğraf makinamsı zımbırtı takılır ve -böyle- maymun gibi orangutan gibi olan yaratık kapının önüne yaylı yatağı açar, bu iki delikanlı da yaratıkla birlikte yataktan zıplamak marifetiyle her daim uyuyan otomofile binerler idi, biz çocukken.
tele don
arkadaş! şifreli kanallar ilk çıktığında, ben çözerim lan bunun şifresini umuduyla televizyonu amuda kalkıp izlemeyi, aynaya saç spreyi sıkıp aynadan televizyona bakmayı gibi -vesaire- turk televizyonculuk tarihinin hanelerde geçen kısmını bile anlamışdım ve sindirmiştim de yıllardır canlı yayına bağlanırken şu televizyonun sesini kısmayı öğrenemedik lan. haykırıyorum; komandoyu don lastiğine sıkıştırıp da evin içinde gezen yalnız memleketimin güzel insanları kısın artık şunun sesini.
ses veriyorum: korkma
sevgili lan; okul da bitti bugün. turk eğitim sistemine, beni yeterince eğdiği ve büktüğü için teşekkürü borç bilmem gerekiyor ki öğrenim kredisini bi' kaç vakte kadar geri ödemem gerekiyor. ilişkimiz karşılıklı güvene dayanmadığı için imza falan da atıvermiştim ben. demek ki.. evet.
kırmızı kasklı çocuk
kampüste ihtiyarın scooterıyla volta atarken ekip arabasının üstündeki dolby dijitalden polisin an'ons edip "-evladım sağdan git!" demesi feci dumur bir olaydır okul hayatımın anarşik günlerinde. ben bir ceviz ağacıydım lan.
i did it
çokşehirdışı okuluma dönmek için otogara giderken babamın, harçlıklardan biriktirip de çokyüz tl verip aldığım nayk markalı papuçlara bakıp: "-oğlum bu plastik ayakkabılarla mı okula gidiyosun?" cümlesine cevap verememek çok acayip bir duygu.
dersini almış da ediyor ezber
bir ay bir miktar gün sonra; sırtımda, rulo yapılıp çamaşır ipiyle bağlanmış yorganım, sağ elimde karnı içine geçmiş tahta bavulum ve sol elimde kılıfı olmayıp sapında püskülü olan sazımla(görüntü netleşti, burda biraz durup beklemek gerek); okulumu kahramanca(!) bitirmiş memlekete dönüyor olacağım. (bkz. bir memleket olarak istanbul)
haydi tomates
bahtiyar ile eller arkada kenet, köyünü satmış da gelmiş ağalar gibi dolaştık bütün mediamarkt'ı.
elektro buggy
elektrik yok. kıytırık bi' mum ışığının dışında neredeyse zifiri karanlık. cereyanla ısınan bir ev için feci soğuk; ne yapalım bahtiyarla girdik tek kişilik yatakta yorganın altına. ev buz gibi zinhar, maksat ısınmak zaten giymediğimiz bi gocuğumuz kalmış evin içinde, bekliyoruz ki elektrik gelsin. can sıkıntısından tavanı dikizliyoruz hoş beş. bahtiyar baktım sol elininin avcunu koydu ense kökünün altına; ver ulan dedi ordan cigaramı. bak arkadaş yapma etme dedim. şurda delüanlı gibi ısınmamıza bakıyoruz dedim. biri odaya girse açıklaması yok dedim. ne deriz lan dedim. bu öğrenci evi buna hazır değil dedim. ver ulan dedi küllüğüde; aldı koydu göğüs boşluğunun üstüne. bastı çakmağı sigaraya. bi' vakit halkalar yapmaya başlamıştı ki; kalk lan dedim, kalk gidelim, yoksa paralel evrene yolculuk var birazdan kalk. kimse gelmedi. kalktık gürbüz'e gittik. elektrikleri vardı. insan gibi oturuyorlardı. tek göz yanan sobanın önüne yanaşıp uzunca ellerimizi ovuşturduk. ara sıra elimize hohladık. ısındık. hayat zordu.
halil pazarlama
özal bulvarından uçurduğumuz addana böyük şehrin güzide bankını satabiliriz belki. iyi tekliflere çok açığız; az oturulmuş, bir kez uyunmuş, ahşap rengi, temiz, adana.
ufo gören masum kör
odamın balkonundan gökyüzünü dikizlerken siyah uçan/kayan/pırpır bi şey gördüm lan bugün! bildiğin; gördüm; ama gözlüksüz; böyle nerdeyse kendi eksenimde turlayıp tek adımda odamdan retro gözlüğümü kaptım bi' daha baktım! bağırdım bi de lan hanım koş gördüm dedim; ufoydu, yalnız diilmişiz dedim; erik vandaniken göz kırptı sanki; bi hoş oldu içim. ihtiyar bitti yanımda, kuyruğu olan şeyin uçurtma olduğu söyledi sonra; bi daha baktım; fokuslanmam vakit aldı miyop dünyamın gökyüzüne, sahiden uçurtmaydı lan. bi kaç sn dünyadan ayrılmak feci birşey arkadaş.
bi' bakıma süperman olabilirdim
salı günü okuldaki gudbaymaylavır seminerime adanademirspor formasıyla çıkma fikri ne güzel ihtimal lan.
biraz uzaktan bakınca banka reklamları
bu aralar kredi kartı reklamları feci biçimde bizim ev ahalisini anlatıyor yahut biz aslında zaten öyleyiz! yoğ bıraktığın iz bu kadar, yoğ google earthde zoomu biraz geri çekiver de kendine bi bak lüzumsuz. yoğ barajyolu-ömürtörpüsü-balcalı veyahut yoğ bedava yaşıyos, geziyos/tozuyos (öğrenim kredisi lan bu; ödüyos) yiyoz yoğ bre yoğ suyuna ekmek banıyos öptüm bay!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)