i did it

çokşehirdışı okuluma dönmek için otogara giderken babamın, harçlıklardan biriktirip de çokyüz tl verip aldığım nayk markalı papuçlara bakıp: "-oğlum bu plastik ayakkabılarla mı okula gidiyosun?" cümlesine cevap verememek çok acayip bir duygu.

dersini almış da ediyor ezber

bir ay bir miktar gün sonra; sırtımda, rulo yapılıp çamaşır ipiyle bağlanmış yorganım, sağ elimde karnı içine geçmiş tahta bavulum ve sol elimde kılıfı olmayıp sapında püskülü olan sazımla(görüntü netleşti, burda biraz durup beklemek gerek); okulumu kahramanca(!) bitirmiş memlekete dönüyor olacağım. (bkz. bir memleket olarak istanbul)

haydi tomates

bahtiyar ile eller arkada kenet, köyünü satmış da gelmiş ağalar gibi dolaştık bütün mediamarkt'ı.

elektro buggy

elektrik yok. kıytırık bi' mum ışığının dışında neredeyse zifiri karanlık. cereyanla ısınan bir ev için feci soğuk; ne yapalım bahtiyarla girdik tek kişilik yatakta yorganın altına. ev buz gibi zinhar, maksat ısınmak zaten giymediğimiz bi gocuğumuz kalmış evin içinde, bekliyoruz ki elektrik gelsin. can sıkıntısından tavanı dikizliyoruz hoş beş. bahtiyar baktım sol elininin avcunu koydu ense kökünün altına; ver ulan dedi ordan cigaramı. bak arkadaş yapma etme dedim. şurda delüanlı gibi ısınmamıza bakıyoruz dedim. biri odaya girse açıklaması yok dedim. ne deriz lan dedim. bu öğrenci evi buna hazır değil dedim. ver ulan dedi küllüğüde; aldı koydu göğüs boşluğunun üstüne. bastı çakmağı sigaraya. bi' vakit halkalar yapmaya başlamıştı ki; kalk lan dedim, kalk gidelim, yoksa paralel evrene yolculuk var birazdan kalk. kimse gelmedi. kalktık gürbüz'e gittik. elektrikleri vardı. insan gibi oturuyorlardı. tek göz yanan sobanın önüne yanaşıp uzunca ellerimizi ovuşturduk. ara sıra elimize hohladık. ısındık. hayat zordu.

tükür de buğulanmasın

bahtiyarın deniz gözlüğüyle soğan soyma an'ları da özlenir be.

halil pazarlama

özal bulvarından uçurduğumuz addana böyük şehrin güzide bankını satabiliriz belki. iyi tekliflere çok açığız; az oturulmuş, bir kez uyunmuş, ahşap rengi, temiz, adana.

ultimate zurvival

lan evin her yanı ayrı ekosistem.

canım ciğerim

fasulyeciye çok ayıp etti o hanımkız. (tdk. halim.)

ufo gören masum kör

odamın balkonundan gökyüzünü dikizlerken siyah uçan/kayan/pırpır bi şey gördüm lan bugün! bildiğin; gördüm; ama gözlüksüz; böyle nerdeyse kendi eksenimde turlayıp tek adımda odamdan retro gözlüğümü kaptım bi' daha baktım! bağırdım bi de lan hanım koş gördüm dedim; ufoydu, yalnız diilmişiz dedim; erik vandaniken göz kırptı sanki; bi hoş oldu içim. ihtiyar bitti yanımda, kuyruğu olan şeyin uçurtma olduğu söyledi sonra; bi daha baktım; fokuslanmam vakit aldı miyop dünyamın gökyüzüne, sahiden uçurtmaydı lan. bi kaç sn dünyadan ayrılmak feci birşey arkadaş.

bi' bakıma süperman olabilirdim

salı günü okuldaki gudbaymaylavır seminerime adanademirspor formasıyla çıkma fikri ne güzel ihtimal lan.

biraz uzaktan bakınca banka reklamları

bu aralar kredi kartı reklamları feci biçimde bizim ev ahalisini anlatıyor yahut biz aslında zaten öyleyiz! yoğ bıraktığın iz bu kadar, yoğ google earthde zoomu biraz geri çekiver de kendine bi bak lüzumsuz. yoğ barajyolu-ömürtörpüsü-balcalı veyahut yoğ bedava yaşıyos, geziyos/tozuyos (öğrenim kredisi lan bu; ödüyos) yiyoz yoğ bre yoğ suyuna ekmek banıyos öptüm bay!